Her dahi gibi Dali de farklıydı; aynı zamanda Dali pek çok dahinin aksine çok çok farklıydı. Çevremizde sık karşılaşabileceğimiz insan tiplerinden değildi. Resimlerinde sürekli olarak cesetler, çürüyen canlı motifleri ya da çekirgemsi böcekler çizerdi. Tüm bu farklılığın nedeni çocukluk yıllarında oluşmuştu.
11 Mayıs 1904’te dünyaya geldiğinde ona çok benzeyen abisinin ölümünün üzerinden henüz çok kısa bir süre geçmişti. Daha ilk oğullarının üzüntüsünü üzerlerinden atamamış olan ailesi oğullarının ikinci kez dünyaya geldiğine inanarak ona aynı ismi verdiler. Salvador… Henüz 4–5 yaşlarında o da abisinin bir kopyası olduğuna inandı ve bir abisini bir kendini oynarken değişken bir kişilik geliştirdi. Sürekli abisinin mezarını ziyaret edip onu düşlediğinden, ölümle çok fazla haşır neşir oldu. Bunun sonucunda ölüm onun ileriki ressamlık hayatında büyük bir tema oldu. Dedik ya son derece farklı bir çocuktu diye, 6 yaşında henüz daha emekleme aşamasında olan küçük kız kardeşinin kafasını bir topa vurma edasıyla tekmelediğinde büyük bir haz duydu. Bundan bir yıl önce de bir çocuğu köprüden aşağı yuvarlamıştı. Yine aynı yaşlarda bir gün ölmek üzere olan bir yarasa bulmuş ve onu teneke bir kutunun içine koymuştur; ertesi sabah kalktığında yüzlerce karıncanın artık ölmüş olan yarasanın üstüne üşüştüğünü görmüş ve belirsiz bir istekle yarasayı ağzına götürüp yarısını ısırmıştır. Onun bu tarz garip hikâyeleri çocukluk dönemiyle son bulmaz, 29 yaşındayken bir genç kızı yere yığıp, çevredekiler kızcağızı kanlar içinde elinden alana kadar dövdüğü hala anlatılır. Ayrıca ünlü Türk fotoğrafçı Ara Güler bir kitabında, onu kaldığı otele bir fotoğraf çekimi için ziyarete gittiğinde Salvador Dali’nin kendisinden 25000 dolar istediğini, Ara Güler üzerinde bu kadar para bulunmadığını söylediğinde onu yaka paça dışarı attığını yazar.
Sanat hayatına değinecek olursak, çizim sanatına ilk adımını yerel bir sanat okulunda attı. Bu okulda ayrıca oymacılık da öğrendi. 1917’de babası evlerinin bir kısmını halka açık bir sergi haline getirerek Salvador’un eserlerini sundu. 1922’de annesinin ölmesi ve babasının yakın bir akrabalarıyla evlenmesi sonucu evden uzaklaşmak isteyip eğitimine Madrid San Fernando Akademisi’nde devam etmeye karar verdi, ancak aykırı tavırları yüzünden birkaç kez uzaklaştırma cezası aldı. Okula geri döndü, ancak sınavların hiçbirine girmeyi kabul etmiyordu; çünkü o sırada hayatı boyunca tartışılıp eleştirilen, o kendini çok beğenen tavırları ortaya çıkmaya başlamıştı ve onu sınayan öğretmenlerinden çok daha zeki ve yetenekli olduğunu söylüyordu. Okulda yaşadığı bu tür birçok problemden dolayı akademik hayatı burada noktalandı. Fakat bu akademide tanıştığı arkadaşları Garcia Lorca ve Luis Bunuel ile dostluğu uzun yıllar devam etti.
1923’te kübist çalışmalar yapmaya başladı, ancak bu çalışmaları odasına kendini kilitleyerek yapıyor ve kimseye göstermiyordu. Fakat bir süre sonra birkaç arkadaşı onun çalışmalarını yakaladı ve başarısı kulaktan kulağa yayılarak okulda önemli bir entelektüel grubun başına gelmesini sağladı. Bu gruba katıldıktan sonra görünümü de değişti; uzun saçlarını kesti, piposunu bıraktı ve spor kıyafetler giymeye başladı.
Bu yıllarda kadınlar kesinlikle ilgisini çekmiyordu, onları sadece cinsel arzularını tatmin etmek için birer araç gibi görüyordu. Fakat bu fikri yakın bir arkadaşı olan ünlü şair Paul Eduard’ın eşini gördükten sonra değişti.
Görünüşe bakılırsa 1929 senesi hayatındaki en önemli seneydi. Çünkü tam da bu yılda müstakbel eşi Gala’yla tanıştı, ünlü sinema yönetmeni Luis Bunuel ile “yapılmış en muhteşem film” diye bahsettiği “Bir Endülüs köpeği” adlı filmi çekti ve resmi olarak “Paris Sürrealistleri” adlı gruba katıldı. Onun bu gruba katılması kaçınılmazdı, çünkü eriyen saatler, yanan zürafa gibi sürrealist figürleri artık Dali’nin ticari markaları olmuştu. Ayrıca Dali’nin inanılmaz el ustalığı gerçeğine çok yakın resimler çizmesini sağlıyordu. (Bu açıdan onun ünlü Rönesans sanatçısı Raphael’in bir hayranı olduğu söylenebilir.) O artık “bilinçaltı dünyası” resimleriyle kendine özgü bir stil geliştirmişti. Yine bu yıllarda Paris’e gitti ve hayranı olduğu Picasso ile tanıştı. Orada Picasso’nun da etkisiyle birçok eser daha verdi. Zaten Picasso ile tanışması kendi stilini geliştirmesi yolunda önemli bir rol oynamıştır.
Gala ile ilk buluşmalarından önce düşündüğü ve yaptığı şeyler de Dali’nin ilginç kişiliğini yansıtır. Kıyafetlerini kafasına göre belirlediği yerlerden kesip katladı. Bu şekilde göbeği, göğüs uçları ve tüyleri açıkta kalıyordu. Tıraş olurken yanağını kesti ve sonra bu kanı keçi gübresi ve yağla karıştırarak vücuduna sürdü. Böylelikle Gala’yı etkilemeyi umuyordu. Ancak sonra pencereden Gala’yı görünce bundan vazgeçti ve üzerindeki kıyafetleri çıkarıp normal haliyle Gala’nın yanına indi. Bu ilk buluşmadan sonra Gala ve Dali ayrılmaz bir ikili oldular; Gala eşinden ayrılıp Dali’yle yaşamaya başladı. Fakat bu tarz bir ilişkiye razı olmayan babası Dali’yle bütün bağlarını kesti, böylelikle Dali’ye eserlerinde yansıtması için yeni bir tema sağladı.
Dali 1934’te üyesi bulunduğu sürrealist gruptan politik görüşlerini yeterince dile getirmediği sebebiyle kovuldu ve yine aynı sene Gala’yla resmi olarak evlendi. 1940’ta Avrupa’da savaş başlayınca Gala ve Dali Amerika’ya yerleştiler ve 1942’de “Salvador Dali’nin Gizli Hayatı” adlı otobiyografisi yayınlandı. Ayrıca New York Modern Sanat Müzesi’nde birçok sergisi açıldı. Amerika’da yaşadığı süreç içersinde Dali, Amerikalıların sevgilisi oldu. Resimlerinin bir marka haline gelmesinin yanı sıra, Coco Chanel için takı ve kıyafet tasarımlarına ve Alfred Hitchcock’la birçok filme imza attı. Burada kazandığı inanılmaz paralar nedeniyle medyada “paraya doymaz sürrealist kukla” gibi lakaplar kazandı. Burada ayrıca bale, opera ve tiyatro için de birçok iş yaptı. Kızarmış Bacon ve Yumuşak Otoportre, Ekmek Sepeti, Atomik Leda ve Portlligatlı Madonna gibi yapıtlar ününe ün kattı.
1948’de Dali ve Gala İspanya’daki evlerine geri döndüler. Bu sırada Dali bilim, din ve tarihe ilgi duymaya başladı. Bunları birbirine harmanlanmış biçimde yine o kendine özgü tarzıyla eserlerinde yansıttı. Ayrıca bu dönemde ilgisi klasik resim ustalarında yoğunlaştı. Onlardan büyük ölçüde etkilendi. Tabi bu etkilenme eserlerine de yansıdı. Böylelikle Dali, sürrealistlikten klasiğe doğru bir geçiş yaptı. Bu yıllarda Dali’nin henüz bebeklik dönemindeyken tekmeleyip savurduğu kız kardeşi abisinin küçükken çok mutlu ve normal bir hayat sürdüğünü anlatan bir kitap yayınladı. Bunu öğrenen Dali çılgına döndü ve olayın üstüne ancak acı bir intikam şeklinde yorumlayabileceğimiz bir resim yaptı.
1958 yılında büyük boyutlu tarih resimleri çizmeye başladı ve her yıl yaz aylarında muazzam bir resim yaptı. Bunlardan en ünlüsü “Amerika’nın Kristof Kolomb Tarafından Keşfi”dir. Yine bu yıllarda geri kalan hayatı boyunca savunduğu “Yansıtma ve Derinleşme Üzerine Paranoyak – eleştiri” metodunu geliştirdi. Bu metodu Dali, “mantıksız bilgi” ya da “yorumun hezeyanı” şeklinde açıklıyordu. Başka bir deyişle, sanatçının onu sarmalayan dünyayı daha yeni ve benzersiz yollardan algılaması, bir surette birden fazla şey görmesiydi. 1964’te “Bir Dahinin Günlüğü” adlı kitabını çıkardı. Bu da bir otobiyografi şeklindedir. 1966’da New York Modern Sanatlar Müzesi ona bir retrospektif adadı, bu sergide sanatçının 370 eseri bulunuyordu. 1970’ten sonra sanatçı yaşamını doğduğu yerdeki yerel tiyatroyu bir sanat galerisine çevirmek için uğraştı ve bu müzeyi 1974te açtı. Burada ilk sürrealist eserlerinden hayatının son yıllarında yaptığı eserlere uzanan bir sergi açtı.
1976’da “Dali’nin Korkunç İtirafları” İngilizce olarak yayımlandı. 1981’de ise birkaç koleksiyonu Japon yatırımcılara yaklaşık 4milyon dolara satıldı. 1982’de Florida’da Salvador Dali Müzesi açıldı ve aynı yıl eşi Gala hayatını kaybetti. Bu gidiş Dali için bir tür son oldu. Kendisini Gala’nın hayatının son yıllarını geçirdiği Pubel Şatosu’na kapattı. Onun ölümünden sonra neredeyse hiç resim yapmadı. Son olarak 1983’te Kırlangıcın Kuyruğu adlı resmini tamamladı. Fakat resim yapmamasının tek nedeni Gala’nın ölümü değildi. Dali yanlış bir tedavi uygulamasından dolayı son üç yıldır ellerini tam olarak kullanamıyordu. Parmakları son derece güçsüzleşmiş ve titrer bir hal almıştı. 1984’te şatodaki odasında nedeni belirsiz büyük bir yangın çıkar ve Dali ciddi derecede yanıklar alır. Hastaneye getirildiğinde yemek yiyemez hale gelir, yoğun tedaviye rağmen durumu ağırlaşır. Daha sonra İspanya’da kendi müzesinin kulesinde yaşamaya başlar ve 23ocak 1989’da kalp yetmezliğinden hayatını kaybeder.
Persistence of Memory










